ParmenidesDinler konusunda uzman olmadığımı, ilgimin de olmadığını ve herhangi bir dine kendimi ait hissetmediğimi belirterek, bugüne kadar yapmış olduğum gözlem ve okumalar doğrultusunda böyle bir yazıyı kaleme almak(bu deyim günümüz için geçerliliğini yitirdi gibi ama “klavyeye almakta” pek yakışıklı durmayacağından alternatif bir ifade icat edilene kadar kullanmaya devam edeceğim) istedim. Sol tarafta gördüğünüz kişi Parmenides, kendisi önemli bir Antik-Yunan dönemi filozofu olup M.Ö. 500’lü yıllarda yaşamıştır. Bu yazının giriş kısmında yer almasının nedeni dinlere olan bakışımda üzerimde bırakmış olduğu etkiler ve yazının ilerleyen kısımlarında tanışacak olduğunuz Ebubekir Sofuoğlu’nun atmış olduğu tweet’e cevaben seçilmiştir ancak bu yazıda Parmenides’den bahsetmeyeceğim, belki ilerleyen zamanlarda Parmenides, Heraklitos ve ardından gelen Empedokles ve Anaxagoras dörtlüsünün üretmiş oldukları fikirler doğrultusunda, yazmayı istediğim evreni kavrayışları ve günümüze olan etkileri (şuanda bu cümleleri yazarken bile heyecanladım) üzerine bir yazıda kendisine yer vermeyi düşünüyorum.

Konumuz özelinde bir benzetme yaparak düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Bana göre dinler, yasalar ve anayasalar gibidir. Sizin kusursuza yakın yasa ve anayasanız olabilir ancak uygulamada yetersiz ya da vasat kalıyorsanız yani bir olayı değerlendirirken önce olayın öznelerine bakıp bu öznelere göre yasaları eğip bükme çabası içerisine girmişseniz, bunun faturası yaşanmakta olan olayların hiç bir yerinde yer almayan sade bir vatandaşa kadar yansıyabilir ve ayrıca yazılı kuralların tasarımında emeği geçmiş insanların harcamış oldukları zamana da yazık olmuş olur(bence tüm insanların sahip oldukları ortak olan önemli hazinelerinden bir tanesi tartışmasız zamanlarıdır, 20 yaşındayken böyle bir cümleyi kuramazdım ancak 30 yaşına gelince işler değişiyor 🙂 ).

Aslında kutsal kitaplar etrafında toplanmış dini topluluklarda meydana gelen tahribatları yukarıdaki ifadelerimden yola çıkarak tarifleyebilirim. Kutsal kitapları ahlaki açıdan yapılmaması ve yapılması gerekenlerin kısa ve öz cümleler ile sıralandığı bir nevi ahlak yasaları gibi görüyorum. Bu kitaplar insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan, insanın maneviyatını besleyen zengin içeriklere sahip olabilir ancak bu kitapları okuyup anlayamayan,   inandığını ifade ettiği halde okumaya tenezzül dahi etmeyen, zihninin kıvrımlarının en küçük parçasında bile merak duygusunun var olmadığı ya da her duyduğuna akıl süzgecinden geçirmeden inanan, ondan bundan duyduğu(din tacirleri) genellikle manipülatif, yalan/yanlış bilgiler doğrultusunda hareket eden toplumlar, maalesef küçücük bir kanser hücresinin zamanla tüm vücuda yayılıp(Fetö olayı gibi) gün geçtikçe etkisini arttıran ve sonuç olarak yıkıma doğru ilerleyen bir beden gibidir.
Geçenlerde bir tane din tüccarına rastladım ve kendisinin paylaşmış olduğu tweet’ede cevap verdim, paylaşım şu şekildeydi:

ebubekir-tweet

İkinci tweet’im çevremde bulunan, değer verdiğim, hatta kendimce zeki insanlar olarak tanımladığım kişileri kızdırabilir(herhangi bir kutsal kitabı bugüne kadar okumadım ancak böyle düşünmeme neden olan kendimce  önemli delillerim var, yine de böyle bir yorumu yazmamış olmalıydım, sanırım ilgili tweet’i okurken bende oluşturmuş olduğu gerginlik nedeniyle yazdım). Bu benim düşüncem ve tweet’i attığım için bu kısmı kırpmak istemedim. Bu adamın paylaşımına karşı gönderdiğim cevabın tamamını paylaşmamın daha doğru olacağına kanaat getirdim. Yazının ilerleyen kısımlarında Sofuoğlu’na tekrar döneceğim.

Sabah 7~8 sularında uyanıp, böyle bir yazıyı kalem almamda etkili olan bazı olaylar + Sofuoğlu’nun bu paylaşımı bir araya gelince, nedense zihnimde bu yazının başlığı beliriverdi. Toplumumuzda yaşanmış ve muhtemelen yaşanmakta olan, yazının başlığına uyan somut iki örnek paylaşacağım, bu ve benzeri olayları duymayan yoktur sanırım, hatta şahit olmuş olanlarınızda mutlaka olmuştur.

  1. Oruç zamanlarında, açık bir marketin olup olmadığını su ihtiyacını karşılamak için sorduğunuzda darp edilme ihtimalinizin bir hayli yüksek olduğu şehirlerimizin varlığından haberdarsınızdır.
  2. Yine bazı şehirlerimizde(umarım bunların sayısı çok değildir) Tanrıya/Allaha inanmıyorum ifadelerini kullandığınızda, hatta Allah kelimesi yerine Tanrı kelimesini kullandığınızda bile darp girişimine maruz kalma ihtimalinizin yüksek olduğu bölgeler maalesef var.

Yukarıdakiler gibi birçok örnek verilebilir, işte bu gibi olaylar aslında kanserli hücrenin ilgili inanışa mensup insanları arasında yayılmaya başladığını gösteren emarelerdir. Bu hastalığın toplum genelinde iyileştirile bilinmesi ihtimali, kanser tedavisi gören bir hastanın sağ çıkabilme ihtimalinden kanımca çok daha düşüktür. Veya boyası ufak bir çarpma sonucu sıyrılmış ve çürümeye başlamış araba misali, çürüğü fazla zaman kaybetmeden tespit edip, pas-sökücü, boya astarı ve arından boyama işlemi ile henüz çürük yayılmaya başlamadan sorunu kolaylıkla ortadan kaldırabilirsiniz. Eğer çürümeyi görmezden gelip bir ara hallederiz yaklaşımını sergilerseniz, dışarıdan bakılınca küçük bir alanda görülen çürüme, arabanızın iç kısımlarına doğru ilerlemeye başlar ki, geç gelecek bir müdahalenin pekte bir anlamı kalmaz, araba mezarlığından uygun bir yer bakmaya başlayabilirsiniz. Türk toplumunda da bir çürüme var gibi geliyor bana ama hangi aşamada olduğunu kestiremiyorum, umuyorum geri dönülemez bir noktaya gelinmemiştir.

Halbuki bir deist olarak ben şunu biliyorum, dinde zorlama yoktur(kimse oruç tutmak zorunda değildir, suya ihtiyacı olan birine oruç zamanı su mu içilir diye, dayak atmak yerine insan olanın o kişiye su vermesi gerekir)! En azından benim bildiğim kadarıyla dinde zorlama olmadığına göre, dine ait olduğunu iddia edip, oruç tutmayanı, ateist olanı ya da başka bir dine mensup olanı darp etmeye nasıl cüret edebilirsin? Bağlı olduğunu/inandığını iddia ettiğin kullanıcı kılavuzunda açıkça yasaklanmış olanı, nasıl ve neden ihlal edersin? Bunun altında yatan nedenler ve yapılması gerekenler bence şunlardır:

  1. İnanılmaz derecede cahilsindir ve toplumun içerisine bir şekilde oluşmuş/oluşturulmuş manevi-virüslerin seni manipüle etmesine izin veriyorsundur. Bu durumda, cahiller diye nitelendirebileceğim toplumun bir kısmının şempanzeden pek farkı kalmamaktadır, çözüm olarak hayvanat bahçesinde insan görünümlü şempanzeler bölümü açıp bu türleri oraya yerleştirmek sanırım en iyi çözüm olur, çünkü uzun bir süre insan olmaktan(öğrenmeye kapalı, dogmalar ile yaşayan, araştırmayan, …) uzak kalmış bu kesimi eğiterek düzeltmenin mümkün olmadığını hissediyorum. Birde benzeri toplumsal bozulmaların tekrarlanmaması için Galton Darwin’in(Charles Darwin’in kuzeni olur kendisi) öjeni(insan-ıslahı) projesini değerlendirebiliriz…
  2. Bilinçli bir şekilde kılavuzuna aykırı davranıyorsundur(aslında ilgili topluma ait değilsindir, amacın ilgili topluma zarar vermektir), bu durumda bu kılavuzun peşinden gittiğini ifade eden topluma zarar vermeye çalışan bir nevi manevi virüssün. Bunun için çözüm önerim ise toplumun okuma alışkanlığının kazandırılmasıdır. Bu ifadeyi aşağıdaki paragrafta biraz daha detaylandıralım.

Din, insanın iç motivasyonunu yüksek tutmaya faydası olması nedeniyle, kendi iç dünyası ile sınırlı kalması, dışarıdan müdahaleye izin verilmemesi gereken, dışarıdan gelecek olan saldırılara karşıda gerekli önlemlerin kişiler tarafından alınması son derece önemli olan toplumsal bir olgudur. Sonuç olarak din üzerinden manipüle edilmemek için Sofuoğlu’nun ifade ettiğinin aksine Babil – Mısır dönemindeki gelişmelerden başlayarak Antik-Yunan dönemi filozoflarını mutlaka okumalısınız. Bu okumalar hem sağlıklı zihinsel aktivitelerinizi arttıracak hem de zihinsel savunma mekanizmalarınızı güçlendirecek olup Sofuoğlu gibi toplumsal virüsleri kolaylıkla yok etmenizi sağlayacaktır. Kendilerine konfor alanı oluşturamayacak olan bu virüsler zaman içinde toplumdan tamamen arındırılmış olacaklardır…

Yazı fena olmadı gibi ama aslında sadece zihnimdekilere bloğuma aktarmış oldum, muhtemelen hiç kimseye faydası olmayacak kelimeleri internetin derin sularına bıraktım. Neden böyle söylüyorum? Bu mevzuların farkında olan birinin bu yazıyı okumaya ihtiyacı yok, asıl okuması gerekenlerin de bu yazıyı okuma ihtimalleri yok 😎

Din ve Uygulanması Arasındaki Farkların Yarattığı Tahribatı

Leave a Reply